18 Temmuz 2012

Köşe yazarları CHP kurultayı için ne yazdı?


CHP'nin 34. kurultayı dün Ankara'da yapıldı. Köşe yazarları 'yeni CHP' ve Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını değerlendirdi. İşte o yazılar:
Fikret Bila - Milliyet (18 Temmuz 2012)
'Kılıçdaroğlu’ndan ‘savaşa hayır’ andı'
"CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, miting konuşmalarında meydanı coşturmak için sık sık soru-cevap yöntemini kullanır. Meydanlarda coşkuyu böyle artırır.
Kılıçdaroğlu, dünkü kurultay konuşmasında bu kez değişik bir yöntem kullandı. Soru-cevap yerine, delegelere ve partililere bir çeşit ant içirdi. Önce kendi söyledi:
- Yurtta barış! Salon tekrarladı: - Yurtta barış!
- Dünyada barış!” Salon tekrarladı: - Dünyada barış!
- Savaşa hayır! Salon tekrarladı: - Savaşa hayır!
Hükümetin Suriye politikasını sık sık eleştiren Kılıçdaroğlu, kurultayda, “Bu savaş, bizim savaşımız değil” mesajı verirken, Suriye ile “savaşa hayır” sloganını ilk kez kullandı ve kurultay salonuna tekrar ettirerek, daha gür biçimde seslendirdi.(...)

Serpil Çevikcan - Milliyet (18 Temmuz 2012)
'Hesaplar yerel seçim için'
"Ankara sıcağının bunalttığı salonda dağıtılan CHP yelpazalerinin arkasında “2014 İstanbul Bizim” yazıyordu. CHP ve Kılıçdaroğlu için, yerel seçimlerde başarı çıtasının nereye yükseltileceği çok önemli. Bu nedenle CHP lideri hesaplarını 2014 Mart’ına göre yapıyor. Her ne kadar dünkü konuşmasının büyük bölümünü, kurultayın ana sloganı olan “Demokrasi ve Değişim” perspektifine uygun, daha üst perdeden bir söyleme ayırsa da, önündeki ilk seçimde, halkın her kesimine, her seviyede dokunan nokta projelerle sonuç alabileceğini biliyor. Genel Başkan Yardımcıları Nihad Matkap ve Erdoğan Toprak’a tepki göstererek yönetimden istifa eden İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin gibi halkla ve örgütle teması sıcak olan isimlere ihtiyacı olduğunun da farkında. (...)"

Yalçın Bayer - Hürriyet (18 Temmuz 2012)
'Beklenti büyük'
"CHP Kurultayı çok sakindi; güç gösterisine kalkışacak bir muhalefet kadrosu yoktu. Kılıçdaroğlu, dördüncü kurultayı da rahat geçti. PM’ye girebilmek için yürütülen kulis çalışmaları hariç... 8-10 yıl sonra yapılan kadın ve gençlik kurultaylarından sonra yüzde 33’lük kadın cinsiyet, yüzde 10’luk gençlik kotalarından sonra, bu kesimin ağırlığı artmış gibi gözüküyor. Ne yazık ki, il ve ilçelerde (yaklaşık 900’dan fazla) kullanılan kadın kotasının yüzde 7’si, gençlik kotasının  yüzde 4’ü kullanılabilmiş. Kadroların biraz daha tabana yayılması CHP için olumlu bir gelişme sayılabilir. Ama... İktidar tarafından laik Cumhuriyet’e ağır darbeler yöneltilip, “Bu yurt senin, yurduna sahip çık” çağrıları yapılırken, CHP Lideri’nin kurultay konuşması yeterli miydi? Öncelikle; konuşması, heyecan verici ve coşkulu değildi. İktidara, siyaset, ekonomi ve dış politikaları üzerinden ağır eleştiriler yöneltti, o kadar. Zaten bunları grup ve mitinglerde yapıyor. (...)"

Mustafa Ünal - Zaman (18 Temmuz 2012)
'CHP değişir mi?'
"CHP'den bir kurultay daha. Bu kez olağanüstü değil, olağan. Dün başladı, bugün sona erecek. Aşinası olmadığımız bir olağan dışılık var yine de. O da kurultayın hafta içinde yapılıyor olması. Genellikle kurultay günleri hafta sonu, mevsimi de eylül ve ekim gibi sonbahar aylarıdır. Bu kurultay için bir ilk denebilir. CHP 34. Olağan Kurultayı, temmuzun sıcağında, hafta ortasında toplandı. Belli ki CHP yönetimi kurultaylar sürecini bir an önce noktalamak istiyor. Haksız da sayılmaz. İki yıllık Kemal Kılıçdaroğlu döneminde tam 4 kurultay. Her altı aya bir kurultay düştü. Bırakın Türkiye'yi dünya siyasetinde bir rekor. (...)"

Murat Aksoy - Yeni Şafak (18 Temmuz 2012)
'Kılıçdaroğlu dersine çalışmamış'
"34. CHP Kurultayı'na "demokrasi ve değişim" adını vermiş. Kabul etmeliyiz ki, bu iddialı bir adlandırma. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini zaman içinde göreceğiz. Ancak 27-28 Mayıs 2010'daki 33. Olağan Kurultay ile kıyaslandığında bazı konularda CHP'nin ilerleme gösterdiği çok açık. İki yıl önceki kurultaydaki kalabalık ve kargaşadan eser yok. NTV'den Oğuz Haksaver, iki yıl önceki kurultayda mikrofon azizliğine uğramış ve mealen, "Kurultay yapmayı beceremeyenlerin ülkeyi de yönetemeyeceğini" söylemişti. O kurultayın üzerinden 4 kurultay geçti. Son kurultayın daha profesyonel olduğuna kuşku yok. (...)"

Hikmet Çetinkaya - Cumhuriyet (18 Temmuz 2012)
'CHP’de Sol İdeoloji Var mı?'
"CHP’de “Atatürk milliyetçiliği” nasıl algılanıyor? Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’de aslında MHP çizgisinde olan ancak kendilerini “ulusalcı” olarak tanımlayan kesimin egemenliği kırılmadığı sürece partinin sosyal demokrat bir çizgiye gelmesi çok zor! Onlara önce “yurtseverliğin” ne olduğunu anlatmak gerek. Sosyal demokrasinin ne olduğunu kavrayabilmek için bu siyasi çizginin kökenine inmek gerekir. Karl Marx’ı anlamadan sol ideolojiyi kavramanız çok zordur. Marx’ı dolaysız biçimde anlayabilmeniz için mektuplarını, Kapital’i, Komünist Manifesto’yu, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi’ni, Alman İdeolojisi’ni, Ekonomi Politiğin Eleştirisi’ni vb. okumanız gerekir. (...)

Utku Çakırözer - Cumhuriyet (18 Temmuz 2012)
'Yeni CHP’nin Dengeleri'
"CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dünkü kurultay konuşması, farklı meyve sularından yapılmış bir ‘kokteyl’ tadındaydı. CHP’nin önümüzdeki 2 yıllık seçim sürecinde izleyeceği politikaların ve Kılıçdaroğlu’nun kuracağı yeni ekibin özelliklerinin ipuçlarını taşıyan bu kokteylde öne çıkan temel mesajlar şunlardı:
- Demokrasi ve özgürlük mücadelesi: Konuşmanın hemen başında, sosyal demokrasinin temel ilkelerini anlattığı bölümde, kullandığı akademik cümlelerin arkasındaki asıl mesajı şöyle okuduk: Halkta demokrasi ve özgürlük talebi giderek yükseliyor. Kılıçdaroğlu’na göre Cumhuriyeti kurarken ve çok partili siyasi yaşama geçerken ‘zamanın ruhunu’ (Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ndan ödünç alınmış bir ifade) en iyi okuyan CHP, şimdi de halktaki bu taleplerin baş savunucusu olarak mücadele verecek. Daha solcu bir kimliğe bürünecek.
İstihdam öncelikli ekonomi: Kılıçdaroğlu’na göre ülkenin özgürlük kadar önemli bir diğer önceliği işsizlik. Bunu ortadan kaldırabilmek için öncelikle ekonomi yönetimine talip olması şart. Ancak kamuoyunda ise “CHP iktidara gelse ekonomiyi yönetemez” şeklinde yaygın bir kanaat var. Bu algıyı kırmak için konuşmasının ikinci bölümde ‘önce üretim, sonra paylaşım’ sloganıyla Türkiye’nin girişimci orta sınıflarına “CHP’den korkmayın” mesajı veriyordu. Parti yönetimine sendikacılar kadar sanayici ve işadamlarını sokma kararı bu sözlerin bir yansıması olacak. (...)"

Yeni Şafak gazetesinde Yasin Doğan takma adıyla yazan Başbakan Erdoğan'ın DanışmanıYalçın Akdoğan CHP kurultayını köşesinde (18 Temmuz 2012) değerlendirdi. İşte o yazının bir bölümü:
'Bal bal demekle ağız tatlanmaz'
"CHP'nin demokrat bir anlayışa doğru dönüşmesi, Türkiye'nin lehinedir. Ama Kemal Kılıçdaroğlu ile başlayan süreç, CHP'nin böyle bir yapısal dönüşüm geçireceği, ciddi bir iddia sahibi olabileceği izlenimi uyandırmıyor. Malum Tony Blair, 'üçüncü yol' hareketiyle solu dönüştürdü ve iktidara taşıdı. Ama bu süreç, ciddi bir sorgulama ve iç hesaplaşmayla mümkün oldu. Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP, ne kendisiyle, ne ideolojisiyle, ne geçmişiyle, ne ulusal ve uluslararası sistemle yüzleşme, hesaplaşma cesareti gösteremedi. Popülizmi odağına alan bir söylem değişimi, CHP gibi köklü bir hareketi hiçbir yere taşıyamaz. (...)

Lale Kemal - Taraf (18 Temmuz 2012)
'CHP’de yine aynı eski hikâye, yine aynı eski şarkı mı'
CHP’nin, partiyi iktidara taşıyacağı gibi iddialı bir çıkışla açılan dünkü kurultayı, bu köklü partinin, geçmişindeki söylemleriyle ilgili yaptığım kısa bir arşiv turunda, “Acaba bu parti, yine aynı eski hikâye, yine aynı eski şarkı ile yola devam mı ediyor?” sorusunu sormama ister istemez yol açtı. Milliyet gazetesi, 9 Haziran 1977 tarihli sayısında, Ecevit’in, “Kapımız herkese açık” sözlerini manşetine taşımış. Bugün Kılıçdaroğlu’nun, bazı gazetelere yaptığı açıklamalarında benzer söylemleri görüyoruz. CHP genel başkanı, “Kapımız sağ, sol her kesime açık diyor.”
Bence Kılıçdaroğlu’nun, bugün için en önemli ve doğru tesbiti, Yeni Şafak ’tan Murat Aksoy’a, 10 Temmuz tarihinde yaptığı, “CHP değişmezse marjinalleşir” sözleridir.
Türkiye çok değişti, taşlar yerinden oynadı, artık hiçbir siyasi parti, halkın, özgürlük, aş, iş sağlanması, vesayetin sonlanması gibi demokrasi taleplerine duyarsız kalamaz. CHP, bu talepleri karşılayabilecek olgunluğa erişebildi mi? Dünkü kurultayın sloganı olan demokrasi ve değişimi sağlayabilecek mi?. Bu soruların yanıtlarını alabileceğimiz CHP için ilk test, 2014 yerel seçimleri ile 2015 genel seçimleridir. Bu seçim sürecinde, partinin en üst karar organı olan Parti Meclisi’nin, dün başlayan kurultayda ortaya çıkacak 60 kişilik listedeki isimlerine bakmamız gerekiyor zira CHP, bu isimlerin partiyi iktidara taşıyacak nitelikte olacağı iddiasında.
PM’de yer alacak basına yansıyan olası isimlerin bir kısmı doğru çıkarsa, CHP’nin, halkla kucaklaşacağı bir iktidarı yakalamasını yine zor görüyorum. Mevcut şartlar altında, CHP’nin iktidar olabilmek için tek şansı, AK Parti’nin, bu üçüncü iktidar döneminde reform yorgunu olarak statükocu zihniyetle kendisini özdeşleştirmeye devam etmesi halidir. AK Parti, demokrasiden önemli bir geriye gidiş anlamına gelen ağırlaşan insan hakları ihlallerini önlemek için gerekli yasal düzenlemeleri yapmaz, kürtaj gibi bireysel karar verilebilecek hakları çiğneyecek dayatmacı çizgisini terk etmezse ister istemez ana muhalefetteki CHP’nin önünü açacaktır. Son zamanlarda demokrasi zafiyetleri içine girse de yapılan anketler de gösteriyor ki, istikrar isteyen halkın halen tek umudu AK Parti. CHP, iktidar partisini vatandaş için tek umut olmaktan çıkartacak politikalara ağırlık vermek zorunda. Ama en önemlisi de bu politikalar konusunda ne ölçüde samimi olduğunu göstermek zorunda.
CHP kadrolarının bir kısmı, kendilerini öyle zannetseler de, halkın olmadığı yerde siyasetin yapılamayacağı ilkesinden hareket eden Batı demokrasileri anlamında elitist yani seçkinci bir anlayışa sahip değiller. Bu kadrolarda, daha ziyade kendine demokrat, militan seküler anlayışın güçlü izlerini bulmak mümkün. Kılıçdaroğlu ve ekibi, dün başlayan kurultayı, demokrasi ve değişim olarak nitelendirseler de, partide, kendine demokrat, militan seküler zihniyetin etkinliği sürdükçe halka ulaşamaz, halkla kucaklaşamaz, AK Parti’ye alternatif olamaz. Kılıçdaroğlu, “Yeni CHP” söylemini gerçeğe dönüştürebilmek için, 1980 darbesi sonrasında oluşan ve statükodan beslenen dolayısıyla mütedeyyin ve liberal kesimi dışlayan, kendine demokrat, halka tepeden bakan eski CHP anlayışının güçlü izlerini partiden silmek zorunda.
CHP, iktidar ile arasındaki farkı halkın algılayabilmesi için gerekli olan ekonomi politikalarına henüz sahip değil, zira ekonomi kadroları halkın geçim sıkıntısını giderecek ayakları yere basan politikalar üretecek kapasitede gibi görünmüyor.
CHP’deki en önemli demokrasi zafiyeti ve AK Parti karşısındaki ezici eksikliği, darbe zihniyetiyle hesaplaşmıyor olmasıdır. Kılıçdaroğlu’nun, dünkü kurultay konuşmasında, darbe teşebbüsünde bulunmakla suçlanan ve çoğunluğu Silivri’de tutuklu olanlarla ilgili sarfettiği bildik sözleri, partisinin ne kadar demokratikleştiği kuşkularını pekiştirir nitelikteydi. Kılıçdaroğlu konuşmasında, “Silivri toplama kampını bütün dünyaya anlattık. Orada adalet yoktur. Yargıçların sanıkları hasım olarak görme alışkanlıkları var. Orada adalet dağıtılmaz, dağıtılan adaletsizliktir. Özgürlüğün kan davasıdır orada görülen” diyordu. Kılıçdaroğlu, Türkiye’de uzun tutukluluk sürelerinin, mahkumiyetleri kesinleşmemiş tüm sanıklar için kanayan bir yara olduğu ve adil yargılama hakkından hiç kimsenin mahrum bırakılmaması gerektiği vurgusunu yapmış olsaydı tüm toplumun vicdanına dokunabilecekti. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının Silivri atıflı bölümü, Türkiye’nin önünü açacak birinci kriter olan demokratikleşme hamlesini partisinin henüz yapabilecek olgunluğa erişmediğini gösteriyordu.
Kılıçdaroğlu’nun, örneğin, gittikçe otoriterleşen, özgürlükleri askıya alan bir yönetim anlayışıyla karşı karşıya olduklarını savunarak, demokrasinin lütuf değil, insanların ağır bedeller ödeyerek kazandıkları bir hak olduğunu, bu haktan asla vazgeçmeyeceklerini belirttiği sözleri gibi, konuşmasında doğrular da vardı. “Demokrasinin, yolsuzlukları, ahlaki çöküntüleri kabul etmediği, demokrasilerde yöneticilerin halka hesap verdiğini” söylediği ve Türkiye’de eksikliği çok hissedilmeyebaşlanan bu önemli tespitleri de vardı Kılıçdaroğlu’nun.
Ama darbeyle hesaplaşma kültürünü geliştirememiş bir CHP’nin, doğruları, bardağın boş tarafında durmaya, görülmemeye devam edecek.

Hiç yorum yok: